Bu metni, AICA’nın düzenlediği 1980’den Günümüze Türkiye’de Görsel Sanatlar: Tanıklıklar ve Paylaşımlar konferansındaki 2000lerde Yayıncılık panelindeki konuşmam için hazırladım. Sonsuz editleri için Özge Ersoy’a teşekkürler.
Bugün 2000’lerde yayıncılık üzerine yapılan bu panelde m-est yayın projesi nedeniyle bir sanatçı olarak oturuyorum.
Online yayıncılık konusuna girişim, çalıştığım bir vakıf için yürüttüğüm bir araştırma projesi sayesinde oldu. Bu araştırmanın konusu, online yayınların neden ve ne şekilde fonlanması gerektiği üzerineydi. Elle tutulur bir aracın eksikliğinde –ki elle tutulur burada, maddi yükü gözüken yayıncılık olarak okunabilir- online yayıncılar neden önemliydi ve ne yapıyorlardı? Online yayını fonlamak ne demekti? Online yayınla bloğun arasındaki fark neydi?
Bu araştırma bugün yürüttüğüm m-est projesi için bir temel oluşturdu. Online yayıncılıkla ilgili kendi deneyimimden bahsetmeden önce iki kutbu referans alarak bu alanda ilgilendigim noktalara deginmek istiyorum. Pratiğimi etkileyen, New York çıkışlı iki proje olan e-flux journal ve Triple Canopy’den bahsederek m-est’un kullandığı, yaşadığı, ve tabii beslendiği mecra olan Internet yayıncılığındaki alanın haritası çıkarılabilir.
Sol tarafa e-flux journalı koyalım. e-flux journal’ın en önemli özelliği bir sanatçı projesi olması. İçerik ve kullanılan dil, üniversitelerle ilişkilendirdiğimiz dergilerden çok farklı değil. Hatta e-flux journal’ın ismi akademik çağrışımlarından dolayı October gibi basılı yayın mecralarıyla bilinçli bir ilişki kuruyor. Yazarlar hem akademisyenlerden hem de sanatçılardan oluşuyor; seçilen sanatçıların ortak özelliği araştırmayı araç olarak kullanmaları. e-flux’ın kurucularının burada yapmaya çalıştığı, kabul edilen, kanonize edilen yazı formatlarını, kendileri de benzer bir içerik üreterek sorgulamak. Diğer bir deyişle, bu sanatçıları tanıdık bir formatı sahipleniyor. Bu yayının ikinci önemli özelliği, hem orjinal içerik hem de yayınlanmış yazıların yeniden editlenerek bir araya getirilmesi ve bunların hepsinin online bir platformda paylaşıma açılması. Bu yaklaşım, oluşturulan gündemi herkesin okuyabileceğine işaret ediyor. e-flux journal, kolay ulaşımı sağlayarak akademik yayını canlandırıyor, kullanılan gayrıciddi görsellerle bu içeriği cazip kılıyor ve bir sanatçı projesi olarak, akademik yayıncılığı sahipleniyor.
Sağ tarafa da Triple Canopy’i koyalım. Triple Canopy’e dair de altını çizmek istediğim iki önemli özellik var. Birincisi, Triple Canopy’de yayınlanan projelerin basılı mecraya adapte edilememesi. Yayınlanan her proje, Internet mecrasının kendine özgü özelliklerini araç olarak kullanıyor. Internet yayıncılığının kalbinde olduğunu düşündüğüm, neden Internet?, sorusuna bu mecrayı basılı yayını taklit etmeyerek cevap veriyor. Yayındaki metinler, görseller ve videoların deneyimlenme şekli yazar tarafından kurgulanıyor. Örneğin, okuma ve bakma deneyimini zamanı kullanarak kontrol eden projelere yer veriliyor. Yayının ikinci önemli özelliği ise, editoryal kurgusu. Editörler temalar etrafında bir sayı içeriğini oluşturuyor ancak hepsini bir anda yayınlamak yerine, metinleri belli zaman aralıklarıyla yayına dahil ediyorlar. Triple Canopy, blogun günce mantığı yerine, var olan bir bütünü zaman içerisinde açmak üzerine kurulu.
Bu iki kutbu birbirinden ayıran, Internet’in bir tarafta dağıtım, diğer tarafta da üretim aracı olarak kullanılması. Bu koordinatları belirledikten sonra m-est’dan bahsetmek istiyorum.
m-est’u akşam yemeği sohbetlerimiz üzerinden kurguladık. m-est’u son ürün olarak görmüyoruz. Çerçeveyi baştan belirlemek yerine, organik bir hareketlilik ve büyümeyi online yayıncılıkta faydalı buluyoruz. Üretim sürecini baz alan yayıncılık anlayışımızla birlikte kullandığımız dilin İngilizce olması da bizim için önemli. Kullandığımız dil Türkçe olsaydı, içerik şu andakinden tamamen farklı olurdu. Başka bir deyişle amacımız; buradan, Türkiye’den çıkan, çıktığı yerden her daim beslenen, burada olmayanla da diyalog kurabilen ve kurma ihtiyacı duyan üretimler hakkında yayın yapmak.
Üç kişinin editörlüğünde yürütülen m-est, önceden kurgulamadan, yaptıkça öğrenerek devam ediyor. Güncel sanat alanındaki üç kişinin çalıştığı kurumlar, tanıştığı kişiler ve aldığı ek işler ile kesişen, çarpışan ilgi alanları, m-est’un bir sonraki ayda nereye gideceğini bilmediğimiz bir yapısızlığa yol açıyor. Bu yapısızlık da bizim üretken bulduğumuz alanın tam kendisi.
Sanatçıyı ve üretimi merkez alan, belki de yüceleştiren tutumumuz, eleştiriyi ancak bir araç olarak gördüğümüzde devam edebileceğine dair derin inancımızın bir ürünü. Ve burada araç benim için hem üretimin kendisi hem de üretimi mümkün kılan bir unsur. M-est sanat yazarlığını üretimin ta kendisi olarak kurguladığımız bir mecra.
